ÜREME VE KALITIM KONUSUNDA ÖNEMLİ BİLGİLER

Az gelişmiş canlı türlerinde, iki varlık üremek için birleşince, erkek ve dişinin her biri, yumurtanın meydana gelmesi için gerekli malzemenin yarısını sağlar. Daha gelişmiş türlerde ise söz konusu oluşum daha karmaşık ve değişik bir biçim alır. Eğer erkeğin katkısı, sadece kalıtsal bir katkı olarak sınırlanırsa dişi besleyici maddeyi de sağlayarak erkek­ten daha fazla bir katkıda bulunmuş olur.
Balık yumurtaları küçük boyda olduk­ları halde, çıplak gözle görülebilirler; buna karşılık erkeğin tohum sıvısını meydana getiren öğeler, gözle görüle­mezler. Daha gelişmiş türlere doğru gidildikçe örneğin, balıklardan ve kur­bağalardan sürüngenlere, sürüngen hayvanlardan kuşlara geçildikçe erke­ğin katkısıyla dişinin katkısı arasındaki farklılaşmanın, giderek daha çoğaldığı görülür.

Sponsorlu Bağlantılar

Canlılar, ne kadar gelişmiş bir aşamaya erişmişse, yavrularının sayısı da o kadar az olur. Balıkların yavruları binlerle belirtilebilecek bir sayıya ulaşır. Doğal koşulların sertliğinin getirdiği ayıklama, balıkların çok sayıda üremelerini gerek­li kılmıştır. Bu durum, türün yaşantısını sürdürebilmesi için temel bir koşuldur. Buna karşılık kuşların, yaşantıları bo­yunca sadece birkaç düzine kadar yavruları olur. Yavruların sayısı yumur­taların boyutu ile ters orantılıdır. Kuş­ların yumurtaları ne kadar büyükse yavrularının sayısı o kadar az olur. Genel olarak yumurta içinde beslen­meye ayrılmış olan kitle arttıkça erkek üreme hücreleri yani spermatozoitler aynı ölçüde artmaz. Spermatozoitlerin (meni hayvancıkları) sayısı ve boyutu değişiklik göstermez. Balıklardan kuş­lara, köpekten insana geçildiği zaman kalıtsal açıdan erkeğin rolü değişmez. Erkeğin rolü kalıtsal öğeleri aktarmak­tan ibarettir. Oysa. dişiler, kalıtsal rolleri aynı kalmakla birlikte, gelişmiş türlerde daha az sayıda, fakat daha besleyici yumurtalar meydana getirir­ler.

Sponsorlu Bağlantılar

Aslında, üreme açısından, henüz farklı­laşmaya erişmemiş türler için, “erkek ve dişiden” söz etmemek doğru olur. “erkek” ve “dişi” ayırımı ancak görev­lerde bir özellik meydana geldiği za­man bir anlam kazanır. Bu durumda, canlının oluşmasını sağlayan taraflar­dan biri yavruya kalıtsal öğeleri aktarır, öbürü de bundan başka yavrunun doğum aşamasına erişmesini sağlayan olanağı verir. “Ana ve babanın” getirdi­ği katkılardaki bu fark, türlerin yapıları­nın daha karmaşık bir nitelik aldığı ölçüde çoğalır. Balıktan kurbağaya, kurbağadan sürüngen hayvana doğru olan gelişme, sadece sayısal bir ayrılık gösterir. Yani gelişmiş türde dişi, daha az sayıda yumurta meydana getirir ve yumurtada daha fazla besleyici madde bulunur.

Bazı sürüngen hayvanlarda (örneğin engerek yılanında), sayısal olmayan bir değişikliğin ilk belirtileri ortaya çıkma­ya başlar. Anne yumurtaları vücudunda saklayarak onları korur ve çatlama aşamasına gelmelerini sağlar.

Bu olu­şum, doğurarak üreme aşamasına doğ­ru atılmış ilk adımdır. Kuşlarda dişi, birçok hafta süresince kuluçkaya yata­rak yumurtalarını korur ve ısıtır. Bazı teleosteen (gövdelerinde tümüyle ke­mikleşmiş bir iskelet bulunan balıklara verilen bilimsel ad) lerin de ilginç üreme alışkanlıkları vardır. Söz konusu balıklarda dişi ya da erkek daha önce yumurtlanmış olan yumurtayı tekrar kendi gövdesinde barındırır. Bu durum, yumurtasını karın cebine yerleştiren erkek deniz atında da görülür. Memeli hayvanlarda ise anne artık yumurtayı, yumurtası karnında açılan hayvanların (ovovivipar) dişisinin yaptığı gibi, göv­desinin içinde barındırmakla yetinmez. Yumurtaya kendi kanı tarafından sağla­nan besleyici öğeleri ve oksijeni pla­senta aracılığı ile geçirir. Bu nedenle artık memelilerde yumurtaların besle­yici öğeler içermelerinin bir gereci kalmaz.

Bir memeli hayvanın yumurtası, kendisini dölleyecek olan spermatozoit ile karşılaşmadan önce ufacık bir boyutta­dır. Döllenmeden sonra, beslenmesi için gerekli maddeler doğrudan doğru­ya anne tarafından sağlanır. Oluşturdu­ğu artıklar ve karbon gazı da, yine anne tarafından yok edilir. Bu önemli Dir aşamadır; çünkü böylece anne, yavrusuna sürüngenlerde anne karnı tarafından sağlanan korunmanın ya da kuşlarda kuluçka devresi boyunca veri­len sıcaklığın çok ötesinde bir yardım sağlamış olmaktadır. Üstelik anne do­ğumdan sonra da yavrusunu emzirerek besleme görevini, az ya da çok bir süre boyunca daha sürdürür.

Demek ki, memeli hayvanların dişisi annenin doğumdan önce yavruya yar­dımcı olması açısından en gelişmiş örneği meydana getirir. Bu aşama milyonlarca yıl boyunca gerçekleşmiş olan bir gelişmenin sonucudur. Taşıl (fosil) ların, kanguru ve gagalımemeli (ornitorenk) gibi ara aşamalarda kalmış bazı hayvanların incelenmesi bu geli­şim hakkında yeterince fikir vermekte­dir.

Kanguruda ve genellikle keseli hayvan­larda plasenta yoktur; dölüt dölyatağı mukozası tarafından salgılanan bir süt­le beslenir. Bir anlamda zamanından önce doğan yavru kangurunun anne­sinden ayrı yaşamak olanağı yoktur. Bunun için annesinin karın cebine sığınır ve buradan meme emer. Bu beslenme, kendi kendine hareket ede­bileceği, bulunduğu yerden başka bir yere gidebileceği güne kadar devam eder.Gagalı memeli adlı memelinin ise daha şaşırtıcı özellikleri vardır. Bu hayvan sürüngenlerle memeliler arasın­daki bir aşamada bulunur. Sürüngenler gibi yumurtlar, memeliler gibi yavrula­rını emzirir.

ERKEĞİN ROLÜ

Kromozomlar deoksiribonükleik asit içeren mole­küllerden oluşurlar. Bunlar kalıtsal öğeleri taşır­lar. Kalıtsal öğelerin organik proteinlere aktarıl­ması, kalıtsal niteliklerin aktarımını da sağlar.

Erkeğin üretim olayına katılışının, ba­lıklarda olduğu gibi spermatozoitleri çıkartmaktan ibaret olduğu söylenebiIirse de, bu karşılaştırma, sadece fizyo­lojik inceleme açısından geçerlidir. Gerçekten de erkeğin ailesi ile ilgili davranışları dikkate alınırsa, birbirine çok yakın türler arasında bile önemli farkların olduğu meydana çıkar. Bazı balık türlerinde erkek yavruları gözetir ve savunur. Bazı erkek kuşlar kuluçka devresi boyunca dişinin yerini alarak kuluçkaya yatar ve daha sonra dişinin yuvadaki kuş yavrularını beslemesine yardım ederler. Buna karşılık köpek ya da kedi gibi gelişmiş türlerde erkek, yavrularına karşı ilgisiz kalır. Toplum­sal davranışlar açısından, erkeğin etkin­liğinin farklılıklar gösterdiği kesin bir gerçektir, fakat söz konusu farklılıklar­la türlerin farklılaşmaları arasında önemli bağlantı noktaları kurabilmek olanak dışıdır.

Bununla birlikte bu gözlem, türün korunmasında ve yayıl­masında, erkeğin rolünün değişmediği ve hep aynı kaldığı anlamına da gel­mez. Göz önünde tutulması gereken nokta, bu gelişmenin erkeğin sadece kendi yavrularına farşı değil, türünün tümüne karşı tutumuna ilişkin olduğu­dur, örneğin tarlakuşu yavrularını sa­dece beslemekle yetinirken, erkek ge­yik, sürüsünün dişi geyiklerini ve yavrularını et yiyen yırtıcı hayvanlara karşı savunur. Yine örneğin tarla faresi sürüsünün tümüne ait olacak bir yer için savaşmaktan kaçınmaz. Türlerin büyük çoğunluğunda erkeğin koruyucu rolünü, cinsel ve türemeye ilişkin rolünden ayırmak gerekir. Erke­ğin işlevi ailesel olmaktan çok, toplum­saldır. Hatta, örneğin kedi gibi, birlikte yaşama biçimi açısından gelişmiş bir düzene sahip olmayan türler arasında bile erkeğin tutumu dişinin davranışlarından daha farklıdır, hrkek kedi üreme hakkını savunmak için, öbür erkek kedilerle savaşmak, dişisini ele geçir­mek, birlikte yaşayacakları yeri elde etmek ve saldırganlardan korumak zo­rundadır. Yenilen taraf uzaklaşıp git­mek ya da topluluğun dışında yaşamak zorunda kalır. Sözünü ettiğimiz çekiş­mede, türün yaşantısı için ikili bir yarar görülebilir. Bir yandan türün devamlılı­ğı en güç ve en cesur erkek tarafından sağlanırken, bir yanda da yenilgiye uğrayanlar başka yerlere göç etmeye zorlanarak türün sürekli olarak daha geniş alanlara yayılmasına olanak ha­zırlar.

Erkeğin davranışının değişmesi ile, dişi­nin fizyolojik gelişmesi arasındaki uyum kusursuz bir uyumdur. Gelişmiş türlerde dişi, giderek daha fazla bir ölçüde zamanını işlerine ayırırken, erkekte böyle bir değişme olmaz. Gerçekten de erkek, soyunun üremesi ile ilgili malzemeyi aktarıp, yukarıda belirtilen etkinliği sürdürmekle yetinir. Bununla birlikte bazı omurgalılarda, iki cinsin sayıca dağılımı eşit olduğu halde, dişi tüm yaşantısı boyunca sadece birkaç yüz yumurta oluşturur ve sınırlı sayıda yavru meydana getirir. Kuşkusuz bu gözlem insan türü için de geçerlidir.

Bu yüzden bir dişinin kaybı, türün korunması ve yayılması açısindan önemli bir olaydır. Buna karşılık yerini alacak başka bir erkeğin bulunması zor olmadığı için, bir erkeğin kaybı biyo­lojik açıdan önemli değildir. Zaten birçok hayvan topluluklarında, dişilere tehlikeli ve güç görevlerin verilmemesi dikkat çekicidir. Bu konuda fareler ilgine bir örnek mevdana getirirler. Canlı bir zekya ve gelişmiş bir toplu yaşama düzenine sahip olan bu hayvan­lar bazı üyelerini toplum için kendileri­ni feda etmekle görevlendirirler. Bu öncüler yolları üzerinde karşılaştıkları şüpheli besinlerin tadına bakarlar, işte bu fareler hep dişisi olmayan genç erkek fareler arasından seçilir. Topluluğun öbür üyeleri yani yaşlılar, dişiler ve yavrular fedai farelerin yaptıkları dene­yin sonucunu gözlerler, işte bu neden­le farelerin dolaştıkları yerlere, arsenik gibi etkisini hemen gösteren zehirli maddeler koyarak , farelerden kurtula­bilmek son derece güç bir iştir.

Sponsorlu Bağlantılar

KONU HAKKINDA YAPILMIŞ YORUMLAR
Bu Konu Hakkındaki Düşüncelerinizi Yazın



.: Sitemizden Seçme Konu Başlıkları :.
Başparmak Ağrısı
Ani Kalp Durması
Göz Şişmesi Kabarması Neden Olur
Uyuz
Laparaskopi
Terleme Tedavisi
.: Sitemizde En Son Yayınlananlar :.
Kanal D Doktorum Programı

Program Kanal D de Hafta içi Her gün Saat 09.00 Da yayınlanmaktadır. Programın sunucuları Dr. Aytuğ KOLANKAYA ve Zahide YETİŞ'dir.

ENDER SARAÇ’LA SAĞLIKLI GÜNLER

“ENDER SARAÇ’LA SAĞLIKLI GÜNLER” hafta içi her sabah saat 10.45’de Canlı Yayın ile Kanaltürk Ekranında siz değerli izleyicilerini bekliyor

Zahide İle Yetiş Hayata Programı

Atv de yayınlanan programda Zahide YETİŞ konuklarının sorunlarına çareler buluyor. Aynı zamanda dini konuların da açıklığa kavuşturulduğu programda sağlık, sosyal hayat, psikoloji gibi konular işlenmektedir.